İmparatorluk Kuranlar – Prova Notları

Yeni yolculuğumuzun ilk gününden sesleniyoruz. Hazırsanız, biz kurmaya başlıyoruz. Heyecanla herkes yavaş yavaş toplanıyor sahneye, metinler çaylarımız kadar sıcak. Herkesin gözlerinin içi gülüyor. Sahnenin ortasına kurduğumuz reji masası ve yedi sandalye. Aydan, Nevzat, Esra, Melis, Cemre, Kıvanç hepsi yönetmenimiz Müge’nin gözlerinin içine bakıyor. Herkesin aklında muhtemelen aynı soru, nasıl bir oyun olacak? Müge bütün bu detayları konuşmadan önce metni bir okumalarını bekliyor oyunculardan. İlk okuma için herhangi bir isteği yok. Baştan son sahneye kadar okuyoruz. Son sahneye gelince herkes kıkırdamaya başlıyor. Nevzat hariç. Kolaylıklar diliyoruz kendisine. Hepimiz için zor ama onun için çok yorucu bir süreç olacağı şimdiden belli. Okumayı bitirdikten sonra, Müge kafasında olan fikirleri paylaşıyor herkesle. Oyuna bakış açımızın ne olacağı hakkında konuşuyoruz. Haliyle bu durum bizi patafizik üzerine düşünmeye ve konuşmaya götürüyor. Mesela diyor Müge, bu bardak ama ya biz buna kapı diyorsak? Herkes heyecanla dinliyor. Yaptığı okumalardan bahsedenler, filmler üstünden verilen örnekler, bizleri metne, karakterlere, dekora kostüme ve karakterler üzerinde konuşmaya sürüklüyor. Zaten herkesin kafasında belli başlı sorular ve yanıtlar var. Karakterleri hakkında hemen her oyuncu fikrini söylüyor, sorusunu soruyor. Her soru yeni bir kapı açıyor. Sonucunda Müge oyunculardan karakterlere patafizik yaklaşım ile bakmalarını istiyor. Daha derine ulaşmak ve farklı anlamları yakalamak. Böyle provaların içinde ara ara sessizlikler olur, bu cümle ile beraber herkes susup düşünüyor. Sonra sorular ve cevapları. Bütün bu incelemeler, araştırmalar, süreç boyunca eşlikçimiz olacak zaten diyoruz ve Müge bizlere dekor ve kostüm düşüncelerinden bahsediyor.  Bunun üstüne görev dağılımı yapılıyor. Nevzat dekor için görevli, hatta çoktan dekorun ana taşları elimize ulaştı bile. Hemen Aydan soruyor, peki biz o varillerin içinden o kostümlerle geçebilir miyiz? Evet doğru okudunuz variller ve daha fazlası; ikinci Henry’den kalma bir büfe belki… ya da bir demir parçası… görev dağılımın ardından hemen prova takvimi konuşuluyor. Herkes notlarını alıyor. Bir diğer gün bir araya gelmek üzere görevler hatta ödevler, sorular ve önerilerle ayrılıyoruz tiyatrodan.

Peki o, o ne? (bunun üzerine daha çok gideceğiz.)

NOT: KÖPEK DİŞİ GÜNÜMÜZÜN FİLM ÖNERİSİ. 🙂

Bugün provaya herkes saatinden önce gelmiş, kendi kendine çalışmalarına başlamıştı. Saatler 18.30’u gösterdiğinde sahneye geçip metinlerin başına geçiyoruz. Müge, bu sefer okumayı düz okumanın dışında karakterlerin seslerini aramamızı istedi. Herkes bambaşka sesler, renkler ve tavırlar denedi. Bazı anlarda repliklerin asıl duygularına değindik. Prova okuma provası derken, Melis ayaklandı bile. Müge’nin yönergesiyle duyguları, bedensel hareketle bulmanın kolaylığına şahit olduk. Ritm ve duygunun, oyunun komiğini çıkarmak için ne kadar önemli olduğu üstüne konuştuk. Nevzat, çalışkan öğrenci. Kendi repliklerini işaretlemiş bile. Ee tabi haklı, oldukça uzun konuşmaları var karakterinin.  Okuma arasında her oyuncuya yeni yönergeler veriyor Müge. Tek tek denemeler yapıyor ve arıyoruz. Hem kendi zihnimizdekileri hem Müge’nin aklındakileri. Kimi zaman zorlanıyoruz.  Bu sefer Melis’in eline kâğıt veriyor Müge; replikleri okurken kâğıdı parçalamasını istiyor. Kâğıdı parçaladıkça görüyoruz ki Melis duyguyu kavramış. Tam o anlarda parçalanacak kâğıt kalmadı derken; doğru yönerge ve imge her şeymiş onu görüyoruz. Çay arasına koşar adım gidiyoruz. Ara verilmiş olunmasına rağmen hala herkes Müge’ye kafasına takılanları soruyor. Aslında ara vermek demek doğru olmaz sadece çaylar tazeleniyor ama aklımız fikrimiz oyunda. Sesler? Nasıl olmalı sesleri? Peki ya, o gürültü ne? O ses ne? Ara biter bitmez hemen herkes çoktan yerlerini almış tam kaldığımız yerden devam edeceğiz derken; Müge, oyunun sonuna atlatıyor. Oyunun sonu Nevzat’ta. Bulduğu sesin oyunun sonunda olan duygu değişimleri ve dinamiği içinde duymak istiyor. Fakat metin boyunca o kadar çok ara notlar vermiş ki yazar. Bunu biraz deniyoruz. Ama Müge en iyisinin Nevzat’ın önceden bölüm seçip üstüne çalışmasını söylüyor. Tam provaya son vereceğimiz o an Esra soruyor. Benim sesim ne olsa acaba? (Esra ses bulmak konusunda epey zorlanacak gibi :)) Bu soruya neden bu kadar güldüğümüzü oyunu izlediğiniz zaman daha iyi anlayacaksınız. Yarının provası için hazırlık yapmak gerek. Müge bol bol üstüne düşünülmesi gereken şeyler söylüyor. Deneye yanıla bulacağız o sesleri. 🙂 )

Hep çay içiyoruz evet. Ama bu sefer çay içerek değil,  kendi poşet çaylarımızı hazırlayarak başlıyoruz güne. Dün çay bitti 🙁  Çaylar demlenmeye hazır, hatta demlendi bile. Gelen çaylarını alıyor. Melis bir iki dakika gecikecek. Sohbet bugün koyu Esra ve Cemre bıdır bıdır konuşuyorlar. Sohbet iyi güzel hoş fakat artık Melis geldiğine göre geçiyoruz sahneye. Hemen okumaya başlıyoruz. Dün denenen seslerin üstüne gitmemizi istiyor. Cemre’nin sesi biraz sert kaldı daha yumuşak tonların arayışına giriyor. Nevzat adeta bir Paris beyefendisi.  Melis zilli zarife sesinden sıyrılıyor. Ve Müge bir anda herkesi ayağa kaldırıyor. Bu gün komşuya Esra ses verecek. Kıvanç okurken aynı zamanda biraz uyduruyor J ama olsun gülüp eğleniyoruz 🙂 ayağa kalktık herkes şaşkın ellerinde metinler okurken bir yandan karşılıklı tenis oynayın ve ara sıra yer değiştirin diyor Müge. Bu çalışmayla metin temposuna yaklaşıyor. Çokça gülmelerle kesiliyor okuma. Cemre elinde tuttu topu sektiriyor da sektiriyor 🙂  Müge, topu çıkarıyor konuşanın hareketine ve yönüne göre harekete geçmemizi istiyor. Duranlar çarpanlar koşanlar konuşanlar derken bu çalışmanın sonunda tekrar oturuyoruz masaya.  Kritik yapıyoruz yaptığımız çalışmalar üstüne. Oyun kişileri arasındaki dinamiğin ne olduğunu anladıkça daha iyi yaklaşıyoruz karakterlere. Repliklerin altında yatan asıl duyguların ne olduğu üstüne daha çok çalışmak, kurcalamak gerekecek. Ara veriyoruz. Bir yandan Müge, Esra ve Aydan kostümler üstüne konuşuyor, Kıvanç, Melis, Nevzat ve Cemre günün yeni film önerisini buluyor.  Ara bittiği zaman Müge herkesi çok eğlendirecek bir çalışmayla başlatıyor provayı.

-Tazmanya canavarını bilir misin Melis?

-O kadar küçük değilim…

Müge herkesten karakterinden bağımsız bir çizgi film karakteri gibi okumasını istiyor. Çok güldüğümüz ama aynı zamanda zorlandığımız bir çalışma başlıyor. Belli bir noktaya gelince durduruyor. Ah o anlara şahit olsanız eminim çok gülerdiniz. Koca koca insanlar ne hallere giriyor. 🙂 Deli işi şu tiyatro hakikaten. NEYSE. DURMUŞTUK. Durduğumuz yerden herkes bir yanındaki kişinin sesiyle devam ediyor. Bu çalışma bittikten sonra Müge herkesten ayağa kalmasını ve sahneyi iki duyguya bölmesini ve bir replik içinde o iki duyguyu keskin bir geçiş ile yürürken bölmesini istiyor. Herkes karakterinin oyun boyunca en baskın duygusunu bulmaya çalışıyor ve deniyor. Bu çalışmanın daha net ve verimli olması için bir sonra ki provaya bırakıyoruz. Yapılması gerekenler ve prova takvimini konuşup güne son veriyoruz. 🙂

NOT: ISTAKOZ (günün filmi)

Herkes toparlanıp kahve ve çayını alıp masanın başına geçiyor. Cemre hemen yerlerimiz değişmesin ne olur diye herkesi aynı yerlerine oturtuyor. Bu gün Kıvanç bizimle değil, e malum öğrencilik zor.  Müge, okumaya başlamamızı söylüyor ve metni baştan sona okuyoruz. Daha sonra karakterler üstüne konuşuyoruz. Herkes kafasına takılan soruları dile getiriyor. Ekipçe her soru için tartışıyoruz. Müge bir soru soruyor tüm ekibe; peki karakterler birbiriyle nasıl ilişkilenmiş? Nasıl iletişimleri var? Bunun üstüne uzunca sohbet ediyoruz. Ailenin arasındaki ilişki biçimi ve iletişim şekillerini anlamaya başladıkça herkesten tek tek anladığını belli eden hatta bazen şaşkınlık sesleri duyuyoruz. Bu sohbetlerin hepsi bizi Müge’nin zihninde var olan düşünceye daha çok yaklaştırıyor. Oyunun biçimi ve yaklaşımımız üstüne daha önce konuşmuştuk ama retorik ilk defa bu prova içerisinde bu kadar çok irdelediğimiz bir şey oluyor. Her kelime her cümle yeni sorular doğuruyor,

-Acaba köksüzler mi?

-Sadece korktukları için mi kaçıyorlar?

-Şablon bir ailemi?

Tüm bu sorular üstüne herkes düşünüyor fikrini söylüyor. Hatta Melis’in oynadığı karakter için klavye başında sadece düşüncelerini söyleyen ve eylemeye geçmeyen insanlarla ilgili örneklemeler yapıyoruz.  Ve tekrar baştan okumaya başlıyoruz. Müge, herkese karakterlerin salaklıklarının arada bir fırlamasını istediğini söylüyor ve ekliyor. Öyle bir ifadeleri olmalı ki seyirci gülsün ama rahatsız olsun diyor.  En nihayetinde bütün sohbetler ve çay keyfiyle bir provanın daha sonuna geliyoruz.

Herkes yavaş yavaş toparlanırken Müge çoktan gelmiş sahneye, dekorun tasvirini yerleştirmiş ve her bir karakteri kafasında oynarken buluyoruz. Herkes sakince çayını kahvesini yudumlarken Müge bir anda içeri giriyor ve herkesi elinde metinler ile sahneye bekliyor. Fakat herkes okuma provası yapacağını sandığı için biraz afallamış olsa bile büyük bir heyecanla sahneye adımı atıyoruz. Müge önce dekoru işaretlediği yerler üzerinden nasıl konumlanacağını anlatıyor. Ve ilk sahne ile başlıyoruz. Herkes çok heyecanlı. Yuvarlanmalar, üst üste düşmeler ve bir sürü deneme yanılma ile imparatorluk kurulmak üzere ayaktayız. Hızımızı alamıyoruz. Sahne üstünde birden fazla aksiyon var ve bu yüzden sıralı gitmek gerektiğini açıklıyor Müge. Ama herkes o kadar heyecanlı ki, coşku ve tempo birbirine karışıyor. Bir sahne bir sahne daha derken biraz hızlı ilerlemenin sonunda ara veriyoruz. Bu ara verme sırasında herkes kafasında araştırmak istediklerini düşünüyor. Hani demiştim ya okunacak sanıyoruz diye kimse uygun giyinmemiş haliyle, ama Melis hiç rahat değil! Zor bela Kıvanç’ın eşofmanını giyiyor. Herkes hazır olduğuna göre en baştan kaldığımız yere kadar tekrar alıyoruz. Reji masasında üç kişi not almaya yetişemiyor. Oyuncular gibi reji ekibinin de işi zor olacak gibi. Tekrar ve tekrar çalıştığımız kısmı üçe bölüyor Müge ve temeli sağlamlaştırarak devam ediyor. Bugünlük bizden bu kadar derken AltKat Sanat Tiyatrosu’nun dokuzuncu yaşını kutluyoruz… E tabi bir de hatıra fotoğrafımız olmazsa olmaz 🙂 Fotoğrafımızı çekiyor ve o yorgunlukla hepimiz usulca dağılıyoruz. 🙂

Herkes vakitlice toplanıyor ve bir on beş dakika içinde sahneye geçiyoruz. Tüm oyuncular rahat edebileceği kıyafetleriyle sahnede hazır bugün. Prova öncesi yönetmenimiz Müge motivasyon konuşması yapıyor. Ee sonuç olarak imparatorluk kuruyoruz. Bugün Cemre yok. Cemre’yi bu prova için Betül markeledi.

Önce ki provanın hatırlanmasıyla başlıyoruz. Reji masasının notları ellerinde oyunculara hatırlatmalarını yapıyor ve baştan geldiğimiz yere kadar alıyoruz. Yeni kısma geçmeden bir beş dakika ara veriyoruz. Belli ki herkes için yoğun ve yorucu bir oyun olacak.

Ara bittikten sonra prova kaldığı yerden eklenen reji ve denemelerle devam ediyor. Herkes oldukça yoğun düşünmüş, Aydan karakterine uygun olacak yürüyüşler deniyor, kimi kahkaha ve ses çalışıyor. Kafalar oldukça karışık daha fazla karışmadan bir çay molası? Prova aralarının olmazsa olmazı poğaça simit ve çay…  Ardından yeniden sahne… Bir sonraki prova için dağılın… 🙂

Bugün Selver askerden döndü. Herkes heyecanla bekliyor.. Dile kolay 6 aydır asker yolu gözlüyoruz 🙂  Provadan önce erken buluşup tiyatroda kahvaltı yaparak gelişini kutluyoruz. Kutlama, vazgeçilmezimiz çay – sohbet, bol asker anıları derken artık provaya başlamak gerekiyor diyerek sahneye geçiyoruz. Cemre gitti, işini halledip provaya tekrar dönecek, o sırada çoktan okumalara başlıyoruz. Oyunu baştan sona okuduktan sonra Müge değerlendirmeler yapıyor. Metinde Patafizik yaklaşım nasıl gerçekleşir? Bunun üzerine örneklemeler hatırlatmalar ve notlar paylaşıyor. Oyuncuları derin bir düşünce aldı…

Bir süre ara veriyor ve soluklanıyoruz. Çaylar içilirken yine sonu gelmeyen askerlik anıları şenlendiriyor tiyatromuzu. Bu iş böyle olmayacak Selver’i biri sustursun 🙂 belli ki o da tiyatroyu özlemiş…  Yeniden prova başlıyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dekorların bu yaklaşımla nasıl şekilleneceğini konuşuyoruz. Oyuncular da kafalarında atmosferi kurmalı. Metin, dekor üzerine konuştukça daha da derinleşiyoruz. Kitaplardan, filmlerden örnekler yapılırken oyun kişilerinin arasındaki ilişkilerinin nasıl olduğu üzerine tartışıyoruz. Nasıl buraya geldik.. Konu konuyu açıyor 🙂 O kadar sohbetin üzerine düşünmek için ara veriyoruz.

Ara biter bitmez metin baştan sona tekrar okuyoruz. Okuma bittiğinde Müge oyuncuların yavaştan ezberlerine başlamasının iyi olacağını belirtiyor.  Eksikler ve bakış açısı derken son değerlendirme yapıyoruz ve takvim konuşulduktan sonra bugün paydos.. Selver’e paydos yok! J Doldur çayı tertip geliyoruz J

Bugün Melis, Cemre ve Esra’nın olduğu sahnenin provası var. Kahvemizi yudumlayarak başlıyoruz güne, Umut notlarını çıkardı ve birkaç hatırlatma yaptı. Ee reji de olmak da kolay değil… Arada Esra ve Müge peruklar üzerine konuşuyor, renkler bakılan modeller, aksesuarlar derken karakterler üstüne çalışmalara devam.. Bir yandan da oyundaki rollerinin geçmiş yaşantıları hakkında nasıl bir yaşam tarzları olabilir sorusuna cevaplar üretiyoruz. Melis ve Cemre oynayacakları rolleri hakkında düşüncelerini söylüyor.. Müge dinledikten sonra birkaç detay daha ekliyor. Bu derinlikle başlıyoruz provamıza. Konuşulanları üstüne katarak okumaya başlıyoruz.  İlk okumanın ardından karakterler için, çaresizlik üstüne düşünmeye başlıyoruz. Birinin çaresizliği diğerinin kayıtsızlığıyla karşı karşıya kalmalı diyor Müge. Tekrar okuyoruz. Müge bizi öncelikle sahnenin daha sonra bütün oyunun kendi karakterleri açısından herkesin birimlerine ayırmasını istiyor. Bir süre Umut, Esra, Cemre ve Melis bir beyin fırtınası halinde birimleri üzerine çalışıyor. Müge’ye yapılan çıkarımlar anlatılıyor. Esra’nın karakteri üstüne konuşuyoruz. Kafasında ki soruları soruyor. Bugünün konusu soyut mu somut mu? Tekrar tekrar okuyoruz sahneyi. Müge, Melis’e göz bandıyla bir doğaçlama çalışması yaptırıyor. Melis göz bandını takıyor, Cemre ve Esra farklı yerlerden giderek yükselen sesler çıkarıyorlar. Melis’in gelen seslerin ne olduğunu ve ne hissettiğini anlamaya çalışmasını istiyor. Birkaç doğaçlama sonrası değerlendirmeleri yapıp provaya son veriyoruz.

Birçok şair yazar çay hakkında boşuna yazmamış. Tiyatronun olmazsa olmazı 🙂  Çay – kahveler alındı, tüm ekip burada hatta bir ziyaretçimiz var, Erdinç geldi provaya.

Nevzat okumaya başlıyor. “hadi, beş basamak daha.”

Aydan ezberi yapmış bile seyir yerinden cevap vererek katılıyor aramıza. Her prova geçerken diye okuduğu gerçekten kelimesini yine gerçekten diye okuyor Nevzat, artık hepimiz gülüyoruz bu duruma anlıyor ve devam ediyor.  Bugün biraz tuhafız zihnimiz hızlı akıyor olsa gerek yahut yorgunluk vurmuş herkesi. Kıvanç’ta başka bir kelime yapıştırdı Zenobya yerine oldu mu sana Zebonya 🙂  Bir de üstüne Esra’nın okuduğu yanlış cümle gelince ekip gülerek dağılıyor. Neyse, öyle ya da böyle ilk okumayı bitiriyoruz. Müge genel bir değerlendirme yapıyor.

Artık yavaştan ayaklanmak gerektiğini fakat giriş çıkışların yapılacağı dekorun hazır olmasını ve denemeler yaparak ayakta provalara öyle başlarsak daha sağlıklı olacağını belirtiyor. Nevzat ve Erdinç dekor üzerine konuşuyor. Nasıl daha hızlı çözebiliriz düşünceleri ortalıkta…

Ara biter bitmez herkes tekrar metnin başına geçiyor yeniden baştan sona okuyoruz ve yeni prova takvimi değerlendirme derken provaya son veriyoruz.

4 Ekim

Yeni yolculuğumuzun ilk gününden sesleniyoruz. Hazırsanız, biz kurmaya başlıyoruz. Heyecanla herkes yavaş yavaş toplanıyor sahneye, metinler çaylarımız kadar sıcak. Herkesin gözlerinin içi gülüyor. Sahnenin ortasına kurduğumuz reji masası ve yedi sandalye. Aydan, Nevzat, Esra, Melis, Cemre, Kıvanç hepsi yönetmenimiz Müge’nin gözlerinin içine bakıyor. Herkesin aklında muhtemelen aynı soru, nasıl bir oyun olacak? Müge bütün bu detayları konuşmadan önce metni bir okumalarını bekliyor oyunculardan. İlk okuma için herhangi bir isteği yok. Baştan son sahneye kadar okuyoruz. Son sahneye gelince herkes kıkırdamaya başlıyor. Nevzat hariç. Kolaylıklar diliyoruz kendisine. Hepimiz için zor ama onun için çok yorucu bir süreç olacağı şimdiden belli. Okumayı bitirdikten sonra, Müge kafasında olan fikirleri paylaşıyor herkesle. Oyuna bakış açımızın ne olacağı hakkında konuşuyoruz. Haliyle bu durum bizi patafizik üzerine düşünmeye ve konuşmaya götürüyor. Mesela diyor Müge, bu bardak ama ya biz buna kapı diyorsak? Herkes heyecanla dinliyor. Yaptığı okumalardan bahsedenler, filmler üstünden verilen örnekler, bizleri metne, karakterlere, dekora kostüme ve karakterler üzerinde konuşmaya sürüklüyor. Zaten herkesin kafasında belli başlı sorular ve yanıtlar var. Karakterleri hakkında hemen her oyuncu fikrini söylüyor, sorusunu soruyor. Her soru yeni bir kapı açıyor. Sonucunda Müge oyunculardan karakterlere patafizik yaklaşım ile bakmalarını istiyor. Daha derine ulaşmak ve farklı anlamları yakalamak. Böyle provaların içinde ara ara sessizlikler olur, bu cümle ile beraber herkes susup düşünüyor. Sonra sorular ve cevapları. Bütün bu incelemeler, araştırmalar, süreç boyunca eşlikçimiz olacak zaten diyoruz ve Müge bizlere dekor ve kostüm düşüncelerinden bahsediyor.  Bunun üstüne görev dağılımı yapılıyor. Nevzat dekor için görevli, hatta çoktan dekorun ana taşları elimize ulaştı bile. Hemen Aydan soruyor, peki biz o varillerin içinden o kostümlerle geçebilir miyiz? Evet doğru okudunuz variller ve daha fazlası; ikinci Henry’den kalma bir büfe belki… ya da bir demir parçası… görev dağılımın ardından hemen prova takvimi konuşuluyor. Herkes notlarını alıyor. Bir diğer gün bir araya gelmek üzere görevler hatta ödevler, sorular ve önerilerle ayrılıyoruz tiyatrodan.

Peki o, o ne? (bunun üzerine daha çok gideceğiz.)

NOT: KÖPEK DİŞİ GÜNÜMÜZÜN FİLM ÖNERİSİ. 🙂

5 Ekim

Bugün provaya herkes saatinden önce gelmiş, kendi kendine çalışmalarına başlamıştı. Saatler 18.30’u gösterdiğinde sahneye geçip metinlerin başına geçiyoruz. Müge, bu sefer okumayı düz okumanın dışında karakterlerin seslerini aramamızı istedi. Herkes bambaşka sesler, renkler ve tavırlar denedi. Bazı anlarda repliklerin asıl duygularına değindik. Prova okuma provası derken, Melis ayaklandı bile. Müge’nin yönergesiyle duyguları, bedensel hareketle bulmanın kolaylığına şahit olduk. Ritm ve duygunun, oyunun komiğini çıkarmak için ne kadar önemli olduğu üstüne konuştuk. Nevzat, çalışkan öğrenci. Kendi repliklerini işaretlemiş bile. Ee tabi haklı, oldukça uzun konuşmaları var karakterinin.  Okuma arasında her oyuncuya yeni yönergeler veriyor Müge. Tek tek denemeler yapıyor ve arıyoruz. Hem kendi zihnimizdekileri hem Müge’nin aklındakileri. Kimi zaman zorlanıyoruz.  Bu sefer Melis’in eline kâğıt veriyor Müge; replikleri okurken kâğıdı parçalamasını istiyor. Kâğıdı parçaladıkça görüyoruz ki Melis duyguyu kavramış. Tam o anlarda parçalanacak kâğıt kalmadı derken; doğru yönerge ve imge her şeymiş onu görüyoruz. Çay arasına koşar adım gidiyoruz. Ara verilmiş olunmasına rağmen hala herkes Müge’ye kafasına takılanları soruyor. Aslında ara vermek demek doğru olmaz sadece çaylar tazeleniyor ama aklımız fikrimiz oyunda. Sesler? Nasıl olmalı sesleri? Peki ya, o gürültü ne? O ses ne? Ara biter bitmez hemen herkes çoktan yerlerini almış tam kaldığımız yerden devam edeceğiz derken; Müge, oyunun sonuna atlatıyor. Oyunun sonu Nevzat’ta. Bulduğu sesin oyunun sonunda olan duygu değişimleri ve dinamiği içinde duymak istiyor. Fakat metin boyunca o kadar çok ara notlar vermiş ki yazar. Bunu biraz deniyoruz. Ama Müge en iyisinin Nevzat’ın önceden bölüm seçip üstüne çalışmasını söylüyor. Tam provaya son vereceğimiz o an Esra soruyor. Benim sesim ne olsa acaba? (Esra ses bulmak konusunda epey zorlanacak gibi :)) Bu soruya neden bu kadar güldüğümüzü oyunu izlediğiniz zaman daha iyi anlayacaksınız. Yarının provası için hazırlık yapmak gerek. Müge bol bol üstüne düşünülmesi gereken şeyler söylüyor. Deneye yanıla bulacağız o sesleri. 🙂 )

6 Ekim

Hep çay içiyoruz evet. Ama bu sefer çay içerek değil,  kendi poşet çaylarımızı hazırlayarak başlıyoruz güne. Dün çay bitti 🙁  Çaylar demlenmeye hazır, hatta demlendi bile. Gelen çaylarını alıyor. Melis bir iki dakika gecikecek. Sohbet bugün koyu Esra ve Cemre bıdır bıdır konuşuyorlar. Sohbet iyi güzel hoş fakat artık Melis geldiğine göre geçiyoruz sahneye. Hemen okumaya başlıyoruz. Dün denenen seslerin üstüne gitmemizi istiyor. Cemre’nin sesi biraz sert kaldı daha yumuşak tonların arayışına giriyor. Nevzat adeta bir Paris beyefendisi.  Melis zilli zarife sesinden sıyrılıyor. Ve Müge bir anda herkesi ayağa kaldırıyor. Bu gün komşuya Esra ses verecek. Kıvanç okurken aynı zamanda biraz uyduruyor J ama olsun gülüp eğleniyoruz 🙂 ayağa kalktık herkes şaşkın ellerinde metinler okurken bir yandan karşılıklı tenis oynayın ve ara sıra yer değiştirin diyor Müge. Bu çalışmayla metin temposuna yaklaşıyor. Çokça gülmelerle kesiliyor okuma. Cemre elinde tuttu topu sektiriyor da sektiriyor 🙂  Müge, topu çıkarıyor konuşanın hareketine ve yönüne göre harekete geçmemizi istiyor. Duranlar çarpanlar koşanlar konuşanlar derken bu çalışmanın sonunda tekrar oturuyoruz masaya.  Kritik yapıyoruz yaptığımız çalışmalar üstüne. Oyun kişileri arasındaki dinamiğin ne olduğunu anladıkça daha iyi yaklaşıyoruz karakterlere. Repliklerin altında yatan asıl duyguların ne olduğu üstüne daha çok çalışmak, kurcalamak gerekecek. Ara veriyoruz. Bir yandan Müge, Esra ve Aydan kostümler üstüne konuşuyor, Kıvanç, Melis, Nevzat ve Cemre günün yeni film önerisini buluyor.  Ara bittiği zaman Müge herkesi çok eğlendirecek bir çalışmayla başlatıyor provayı.

-Tazmanya canavarını bilir misin Melis?

-O kadar küçük değilim…

Müge herkesten karakterinden bağımsız bir çizgi film karakteri gibi okumasını istiyor. Çok güldüğümüz ama aynı zamanda zorlandığımız bir çalışma başlıyor. Belli bir noktaya gelince durduruyor. Ah o anlara şahit olsanız eminim çok gülerdiniz. Koca koca insanlar ne hallere giriyor. 🙂 Deli işi şu tiyatro hakikaten. NEYSE. DURMUŞTUK. Durduğumuz yerden herkes bir yanındaki kişinin sesiyle devam ediyor. Bu çalışma bittikten sonra Müge herkesten ayağa kalmasını ve sahneyi iki duyguya bölmesini ve bir replik içinde o iki duyguyu keskin bir geçiş ile yürürken bölmesini istiyor. Herkes karakterinin oyun boyunca en baskın duygusunu bulmaya çalışıyor ve deniyor. Bu çalışmanın daha net ve verimli olması için bir sonra ki provaya bırakıyoruz. Yapılması gerekenler ve prova takvimini konuşup güne son veriyoruz. 🙂

NOT: ISTAKOZ (günün filmi)

11 Ekim

Herkes toparlanıp kahve ve çayını alıp masanın başına geçiyor. Cemre hemen yerlerimiz değişmesin ne olur diye herkesi aynı yerlerine oturtuyor. Bu gün Kıvanç bizimle değil, e malum öğrencilik zor.  Müge, okumaya başlamamızı söylüyor ve metni baştan sona okuyoruz. Daha sonra karakterler üstüne konuşuyoruz. Herkes kafasına takılan soruları dile getiriyor. Ekipçe her soru için tartışıyoruz. Müge bir soru soruyor tüm ekibe; peki karakterler birbiriyle nasıl ilişkilenmiş? Nasıl iletişimleri var? Bunun üstüne uzunca sohbet ediyoruz. Ailenin arasındaki ilişki biçimi ve iletişim şekillerini anlamaya başladıkça herkesten tek tek anladığını belli eden hatta bazen şaşkınlık sesleri duyuyoruz. Bu sohbetlerin hepsi bizi Müge’nin zihninde var olan düşünceye daha çok yaklaştırıyor. Oyunun biçimi ve yaklaşımımız üstüne daha önce konuşmuştuk ama retorik ilk defa bu prova içerisinde bu kadar çok irdelediğimiz bir şey oluyor. Her kelime her cümle yeni sorular doğuruyor,

-Acaba köksüzler mi?

-Sadece korktukları için mi kaçıyorlar?

-Şablon bir ailemi?

Tüm bu sorular üstüne herkes düşünüyor fikrini söylüyor. Hatta Melis’in oynadığı karakter için klavye başında sadece düşüncelerini söyleyen ve eylemeye geçmeyen insanlarla ilgili örneklemeler yapıyoruz.  Ve tekrar baştan okumaya başlıyoruz. Müge, herkese karakterlerin salaklıklarının arada bir fırlamasını istediğini söylüyor ve ekliyor. Öyle bir ifadeleri olmalı ki seyirci gülsün ama rahatsız olsun diyor.  En nihayetinde bütün sohbetler ve çay keyfiyle bir provanın daha sonuna geliyoruz.

13 Ekim

Herkes yavaş yavaş toparlanırken Müge çoktan gelmiş sahneye, dekorun tasvirini yerleştirmiş ve her bir karakteri kafasında oynarken buluyoruz. Herkes sakince çayını kahvesini yudumlarken Müge bir anda içeri giriyor ve herkesi elinde metinler ile sahneye bekliyor. Fakat herkes okuma provası yapacağını sandığı için biraz afallamış olsa bile büyük bir heyecanla sahneye adımı atıyoruz. Müge önce dekoru işaretlediği yerler üzerinden nasıl konumlanacağını anlatıyor. Ve ilk sahne ile başlıyoruz. Herkes çok heyecanlı. Yuvarlanmalar, üst üste düşmeler ve bir sürü deneme yanılma ile imparatorluk kurulmak üzere ayaktayız. Hızımızı alamıyoruz. Sahne üstünde birden fazla aksiyon var ve bu yüzden sıralı gitmek gerektiğini açıklıyor Müge. Ama herkes o kadar heyecanlı ki, coşku ve tempo birbirine karışıyor. Bir sahne bir sahne daha derken biraz hızlı ilerlemenin sonunda ara veriyoruz. Bu ara verme sırasında herkes kafasında araştırmak istediklerini düşünüyor. Hani demiştim ya okunacak sanıyoruz diye kimse uygun giyinmemiş haliyle, ama Melis hiç rahat değil! Zor bela Kıvanç’ın eşofmanını giyiyor. Herkes hazır olduğuna göre en baştan kaldığımız yere kadar tekrar alıyoruz. Reji masasında üç kişi not almaya yetişemiyor. Oyuncular gibi reji ekibinin de işi zor olacak gibi. Tekrar ve tekrar çalıştığımız kısmı üçe bölüyor Müge ve temeli sağlamlaştırarak devam ediyor. Bugünlük bizden bu kadar derken AltKat Sanat Tiyatrosu’nun dokuzuncu yaşını kutluyoruz… E tabi bir de hatıra fotoğrafımız olmazsa olmaz 🙂 Fotoğrafımızı çekiyor ve o yorgunlukla hepimiz usulca dağılıyoruz. 🙂

15 Ekim

Herkes vakitlice toplanıyor ve bir on beş dakika içinde sahneye geçiyoruz. Tüm oyuncular rahat edebileceği kıyafetleriyle sahnede hazır bugün. Prova öncesi yönetmenimiz Müge motivasyon konuşması yapıyor. Ee sonuç olarak imparatorluk kuruyoruz. Bugün Cemre yok. Cemre’yi bu prova için Betül markeledi.

Önce ki provanın hatırlanmasıyla başlıyoruz. Reji masasının notları ellerinde oyunculara hatırlatmalarını yapıyor ve baştan geldiğimiz yere kadar alıyoruz. Yeni kısma geçmeden bir beş dakika ara veriyoruz. Belli ki herkes için yoğun ve yorucu bir oyun olacak.

Ara bittikten sonra prova kaldığı yerden eklenen reji ve denemelerle devam ediyor. Herkes oldukça yoğun düşünmüş, Aydan karakterine uygun olacak yürüyüşler deniyor, kimi kahkaha ve ses çalışıyor. Kafalar oldukça karışık daha fazla karışmadan bir çay molası? Prova aralarının olmazsa olmazı poğaça simit ve çay…  Ardından yeniden sahne… Bir sonraki prova için dağılın… 🙂

19 Ekim

Bugün Selver askerden döndü. Herkes heyecanla bekliyor.. Dile kolay 6 aydır asker yolu gözlüyoruz 🙂  Provadan önce erken buluşup tiyatroda kahvaltı yaparak gelişini kutluyoruz. Kutlama, vazgeçilmezimiz çay – sohbet, bol asker anıları derken artık provaya başlamak gerekiyor diyerek sahneye geçiyoruz. Cemre gitti, işini halledip provaya tekrar dönecek, o sırada çoktan okumalara başlıyoruz. Oyunu baştan sona okuduktan sonra Müge değerlendirmeler yapıyor. Metinde Patafizik yaklaşım nasıl gerçekleşir? Bunun üzerine örneklemeler hatırlatmalar ve notlar paylaşıyor. Oyuncuları derin bir düşünce aldı…

Bir süre ara veriyor ve soluklanıyoruz. Çaylar içilirken yine sonu gelmeyen askerlik anıları şenlendiriyor tiyatromuzu. Bu iş böyle olmayacak Selver’i biri sustursun 🙂 belli ki o da tiyatroyu özlemiş…  Yeniden prova başlıyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dekorların bu yaklaşımla nasıl şekilleneceğini konuşuyoruz. Oyuncular da kafalarında atmosferi kurmalı. Metin, dekor üzerine konuştukça daha da derinleşiyoruz. Kitaplardan, filmlerden örnekler yapılırken oyun kişilerinin arasındaki ilişkilerinin nasıl olduğu üzerine tartışıyoruz. Nasıl buraya geldik.. Konu konuyu açıyor 🙂 O kadar sohbetin üzerine düşünmek için ara veriyoruz.

Ara biter bitmez metin baştan sona tekrar okuyoruz. Okuma bittiğinde Müge oyuncuların yavaştan ezberlerine başlamasının iyi olacağını belirtiyor.  Eksikler ve bakış açısı derken son değerlendirme yapıyoruz ve takvim konuşulduktan sonra bugün paydos.. Selver’e paydos yok! J Doldur çayı tertip geliyoruz J

20 Ekim

Bugün Melis, Cemre ve Esra’nın olduğu sahnenin provası var. Kahvemizi yudumlayarak başlıyoruz güne, Umut notlarını çıkardı ve birkaç hatırlatma yaptı. Ee reji de olmak da kolay değil… Arada Esra ve Müge peruklar üzerine konuşuyor, renkler bakılan modeller, aksesuarlar derken karakterler üstüne çalışmalara devam.. Bir yandan da oyundaki rollerinin geçmiş yaşantıları hakkında nasıl bir yaşam tarzları olabilir sorusuna cevaplar üretiyoruz. Melis ve Cemre oynayacakları rolleri hakkında düşüncelerini söylüyor.. Müge dinledikten sonra birkaç detay daha ekliyor. Bu derinlikle başlıyoruz provamıza. Konuşulanları üstüne katarak okumaya başlıyoruz.  İlk okumanın ardından karakterler için, çaresizlik üstüne düşünmeye başlıyoruz. Birinin çaresizliği diğerinin kayıtsızlığıyla karşı karşıya kalmalı diyor Müge. Tekrar okuyoruz. Müge bizi öncelikle sahnenin daha sonra bütün oyunun kendi karakterleri açısından herkesin birimlerine ayırmasını istiyor. Bir süre Umut, Esra, Cemre ve Melis bir beyin fırtınası halinde birimleri üzerine çalışıyor. Müge’ye yapılan çıkarımlar anlatılıyor. Esra’nın karakteri üstüne konuşuyoruz. Kafasında ki soruları soruyor. Bugünün konusu soyut mu somut mu? Tekrar tekrar okuyoruz sahneyi. Müge, Melis’e göz bandıyla bir doğaçlama çalışması yaptırıyor. Melis göz bandını takıyor, Cemre ve Esra farklı yerlerden giderek yükselen sesler çıkarıyorlar. Melis’in gelen seslerin ne olduğunu ve ne hissettiğini anlamaya çalışmasını istiyor. Birkaç doğaçlama sonrası değerlendirmeleri yapıp provaya son veriyoruz.

25 Ekim

Birçok şair yazar çay hakkında boşuna yazmamış. Tiyatronun olmazsa olmazı 🙂  Çay – kahveler alındı, tüm ekip burada hatta bir ziyaretçimiz var, Erdinç geldi provaya.

Nevzat okumaya başlıyor. “hadi, beş basamak daha.”

Aydan ezberi yapmış bile seyir yerinden cevap vererek katılıyor aramıza. Her prova geçerken diye okuduğu gerçekten kelimesini yine gerçekten diye okuyor Nevzat, artık hepimiz gülüyoruz bu duruma anlıyor ve devam ediyor.  Bugün biraz tuhafız zihnimiz hızlı akıyor olsa gerek yahut yorgunluk vurmuş herkesi. Kıvanç’ta başka bir kelime yapıştırdı Zenobya yerine oldu mu sana Zebonya 🙂  Bir de üstüne Esra’nın okuduğu yanlış cümle gelince ekip gülerek dağılıyor. Neyse, öyle ya da böyle ilk okumayı bitiriyoruz. Müge genel bir değerlendirme yapıyor.

Artık yavaştan ayaklanmak gerektiğini fakat giriş çıkışların yapılacağı dekorun hazır olmasını ve denemeler yaparak ayakta provalara öyle başlarsak daha sağlıklı olacağını belirtiyor. Nevzat ve Erdinç dekor üzerine konuşuyor. Nasıl daha hızlı çözebiliriz düşünceleri ortalıkta…

Ara biter bitmez herkes tekrar metnin başına geçiyor yeniden baştan sona okuyoruz ve yeni prova takvimi değerlendirme derken provaya son veriyoruz.