Prova Notları

Sevdadır Prova Notları

Çalınmamış kapıları biz çaldık korkusuzca

17 Mayıs 2020 saatler 19.00 oldu ve biz yeni bir yolculuğa ilk adımları attık. Ama bu sefer alışık olduğumuz provalardan farklıydı.  Malum nedenler dolayısıyla uzaktan uzağa hatta sosyal mesafeden de uzakta görüntülü konuşma mecrasında başladık provaya. Hepimiz için bir ilkti. Garip bir histi.

Tabi teknolojiyle imtihanımız provaya başlamadan başladı. Bağlanma sorunları, tam bağlandık derken sesi kapalı olanlar. Ama neyse ki en sonunda Ali Vedat hariç herkes oradaydı. İlk şiirin bestesini dinledik Ali Vedat gelene kadar. Gümbür gümbür bir parça olmuş Ali Vedat eline sağlık.. Derken Ali katıldı ve herkes başlamaya hazır hale geldi.

Ve hop! Yönetmenimiz Nevzat ilk soruyu sordu. “Ne düşünüyorsunuz şiirler için?” Tabi göz göze değiliz herkes ya aynı anda konuşuyor ya da susuyor. En sonunda Müge başladı sonra herkes sırayla düşündüklerini hissettiklerini anlattı.

Arkadaşın şiirleri ile daha iyi arkadaş olmak için hayatını konuştuk, dönemi, siyasi düşünceyi, cümlelerin anlamlarını bu detayların içinde bulmaya çalıştık.

Yönetmenimiz sesleri duymak istedi. Sırasıyla Müge, Esra ve Cemre şiirleri okudu.  Tabi bu böyle sorunsuz olmadı. Okunmaya başladığı sırada Cemre’nin bağlantısı koptu. Ama tam sıra ona gelmişken yetişti. 🙂 Şiirlerin ritmi, ahengi üstüne düşünmemiz gerektiğini söyledi Nevzat. Bir kaç öneri verdi.

Sonrasında  oyunla alakalı merak ettiklerimizi sorduk. Biçim, teknik…

Bu arada Ali de koptu geri geldi. Tabi öyle herkes orada değildi her an. Bir sonra ki prova için yapılması gerekenler konuşulurken bu sefer teknik aksaklıklar Selver’i  buldu.

Bağlantı kopmaları, pil bitmeleri, ses sorunları derken prova bitti. İlk uzaktan prova için fena değildik. 🙂

Yine telefonların başına geçip genel konuşmalarımızı yapıyoruz. Gerçi hayat hep aynı ilerlerken konu konuyu pek açmıyor ama olsun. Zaten eksiğimiz var. Selver bağlantı yapacağımız yeri karıştırmış, bizi başka bir yerde bekliyor. En sonunda dâhil oldu. Sokağa çıkmış, bize onu anlatıyor.

Nihayetinde provaya başlıyoruz. Geçen prova dinlediğimiz şarkıyı çalışmaya çalışıyoruz. Görüntülü provada hep beraber şarkıyı söylemek zormuş.

“Yok demek ki şarkı söylenmiyor bunda.” diyor Nevzat ve hem şiiri bölüyor hem bizi bir sıraya sokuyor. Müge, Cemre, Esra sırayla ilk şiiri çalışıyor. Şiirin duygusu ve coşkusu arasında yaşadığımız karmaşa sonrası bir kanto dinliyoruz.

Sahnede olmadığımız için parçaların nasıl bir bütüne döneceğini anlatıyor Nevzat. Şiirler arasında geçişlerin nasıl olacağını şimdilik sadece kafamızın içinde oynuyoruz.

Daha sonra sırasıyla şiirleri okumaya başlıyor ve hemen üstüne konuşuyoruz. Nevzat bize şiirin nasıl sahneleneceği hakkında anlatıyor. Hikâyeyi, duyguyu ve ritmi hatırlatıyor. Kafasında geçen şeyleri deniyoruz.

Bu arada edebiyatçı bir dostumuz olan Ali Ekber, şiir çözümlemelerini (Dramaturgi)  sırasıyla gönderiyor. Her bir şiir çözümlemesi geldikçe provada deşifre etmek ve onu ses ve duyguyla çalışmak derinlik katıyor.

Son değerlendirmeleri yapıyor Nevzat. Notlarımızı alıyoruz. Bu arada Selver ve Nevzat bir süre ışık ve teknik üzerine konuşuyorlar – güzel fikirlerle- prova bitiyor.

Peki, ne olacak bu tiyatroların hali?

Sevdadır 3. Prova

Hüzünlü bir melodiyle başlandı provaya. Ali ve Esra melodi üstüne konuştular. Daha sonra Nevzat konuşmaya katıldı. Şiir akarken istediği kalıplardan, cümleler arası değişimlerden ve oyunun biçimi hakkında düşündüğü reji üzerine konuştuk.. Malum sahne üstünde değiliz ve imgelerimizi zorluyoruz. Duyguyu, enerjiyi yakalayabilmek ve şiirin her bir satırını kavramak önemli.  Ve son hatırlatmalar sonrasında ilk şiirden başladık okumaya.

Birinci ikinci şiir derken metaforlar üstüne beklentilerini anlattı Nevzat. Tekrar tekrar.. İç içe geçmeye çalıştık. Teknoloji burada belimizi büktü biraz deneyimlemek üzere bazı şeyleri sahneye bıraktık.

İkinci şiir ve o hüzünlü melodi..
“Minörü majöre çevirince mutlu oluyorsun.”

Peki Ali, güzel söyledin ama biz Arkadaş’ın yalnızlığı içinde kaybolurken o umut ve mutluluğu nasıl bulacağız?

Nevzat, 3. Şiir için yeni bir şey talep ediyor. Bir oyuncu bitirdiği anda diğeri hemen dâhil olsun. Esra, Müge, Cemre. İlk başta bir sessizlik. Ah şu uzaktan prova kim başlasın onu bile hissetmekte zorluyor. Ama başlıyoruz. Ve bitiriyoruz.

Sonra şiir için aklında olan ışık üzerine Selver ile Nevzat konuşmaya başlıyor.  Selver başından beri bizimle tabi. Tanrısal bir yankı sesiyle giriyor konuşmaya. Bu sefer prova, teknik nedenler sağ olsun, pek yankılı  geçti.

Bitti  mi?
Derken konu konuyu açıyor. Arkadaş Zekai üstüne konuşuyoruz. Yaşadığı döneme dalıyoruz. O dönem yaşadığı yalnızlığı deşifre ediyoruz. Ve bir provayı daha bitiriyoruz.

Bir sonraki şiirde görüşürüz…

Her zaman olduğu gibi gündelik konuşmalarla stresimizi atarak provamıza başladık. Tiyatro ile ilgili gelişmeleri anlatıyor Nevzat. Daha sonra prova başından bu yana süre gelen bağlantı problemini çözüyor Cemre ve ikinci şiir ile başlıyoruz okumaya, dördüncü şiirin çözümlemesi elimize ulaşmıştı. Üstüne konuşuyoruz. Sırayla Müge, Esra ve Cemre okuyor dördüncü şiiri.

Sahne üzerinde nasıl bir devinim olacağı üzerine fikirlerini anlatıyor Nevzat. Beşinci şiir üzerine konuşuyoruz. Nevzat bu şiirin, Şarkı olması fikrini ve aklında olan düzenlemeyi anlatıyor. Ali’nin sınavları yoğun, Müge’nin müzik konusunda denemeler yapmasını istiyor. Oyunun devamında yer alan şiirlerin daha da zor olduğunu anlatıyor. Çözümlemeler geldikçe devam edeceğiz anlamaya Arkadaşı. Diğer şiirlerle ilgili fikirlerini anlatıyor.

Geçen provada bahsettiğimiz oyunun fiziksel kısmı ile ilgili Esra’nın gönderdiği örnek videolar üstüne konuşuyoruz. Nevzat, Esra’dan örnekleri buldukça çoğaltmasını istiyor. Sahne üzerinde olma heyecanımızı arttırıyor bu konu, birden kendimizi geliş tarihlerini konuşurken buluyoruz. Artık bir araya gelip sahneye adım atmak heyecanı iyice kendini göstermeye başladı. Süreç belirleyici fakat şimdilik önümüzde ki ayı bekliyoruz. Peki, yan yana gelince sarılabilecek miyiz?

Bir araya gelme hayallerinin üstüne Nevzat, beden çalışmalarını hatırlatıyor. Ezberle başlamamızı söylüyor. Dönüşümüz hızlı ve güçlü olacak.

Kısa bir soluklanma sonrası yeniden ikinci şiiri okumaya başlıyoruz. Bu sefer Nevzat araya girerek şiire yaklaşım konusunda kimi yönergeler veriyor. Ardından üçüncü şiiri tekrar alıyoruz. Dördüncü şiiri okuyor Müge.

Nevzat nasıl düşünmemiz gerektiği konusunda hatırlatmalarını yeniden yapıyor. Şiir okuma refleksimizi kırmamız konusunda uyarıyor bizi.

Ne yapmaya çalışıyoruz?

Bu bir şiir dinletisi değil.

“Kelimelerin kendi ruhu ve ritmi vardır. Ritmi bulmaya ve onu kendi duygularımızla birleştirmeye çalışmalıyız.” diyor Nevzat.

Kendimize dair olanı çıkaracağımız bir laboratuvar olacak bu oyun. Bilinç konusu süre gelirken Nevzat’ın “Aa aslan, sivri dişleri var.” Örneği bizleri gülümsetiyor. Bu konu üstüne uzunca anlatıyor. Duvarın ötesine geçmemizi, kendi benliğimizi yeniden bulamamızı söylüyor.

Oyunun anlatım biçimi üstüne yazarlardan ve oyunlarından örnekler veriyor.

Yavaş yavaş provayı bitirirken provanın başında hepimizin bir fotoğrafı olsun istemiş, prova sonuna ertelemiştik. Esra provadan ayrılıp bilgisayardan bağlanıyor. Ama bir türlü tam ekran göremiyor bizi ve maalesef çekemiyoruz. Bu sefer çözümü tek tek çekmekte buluyoruz ama pek başarılı olamadık. Olsun, bir daha ki provada deneriz artık.

Çözünürlüğü yüksek provalarda görüşmek üzere… 🙂

Yeniden ekranların başında başlıyoruz provaya. Gündelik konuşmaların ardından bir temmuz gibi yüz yüze prova yapma ihtimalimizi konuşuyoruz. Şehir dışında olanların geliş tarihleri hemen hemen belli. Ama risk hala devam ediyor. Bir yolunu bulacağız diyerek başlıyoruz dördüncü şiirle… Nevzat şiir için düşündüklerini söylüyor.   Beşinci şiirin incelemesi ulaşmıştı elimize onun üstüne konuşuyoruz. Müge şiirin şarkısı üstüne çalışmaları bitirmiş. Ali’den kayıt bekliyoruz. Ali trajik olduğundan bize kaydı biraz geç yollayacak. Ali’nin kaydı atamaması üstüne biraz şakalaşıyoruz ve bu konuşmalar bize, yarın dört ay olacağını hatırlatıyor sahneye çıkamayışımızın. Hüzünleniyor, sessizleşiyoruz… Derken tekrar toparlanıyoruz. Selver sesini kapatıyor ve hazırız ikinci şiirden başlıyoruz okumaya. Esra kendi sesinin yankısına şaşırıyor bir an hala alışamadık şu teknolojik provaya.

Bir Abdullah konusu geçiyor. Cemre; kim, ne diyor. Meğer müzik aletiymiş. Sahneye geçince tanıştıracak Müge.   Nereden çıktı bu Abdullah derseniz, beşinci şiirin şarkısı üstüne konuşuyorduk.

Ve geçiyoruz altıncı şiire, tabi her yeni gelen incelemeyle biraz daha ilerliyoruz. Müge okuyor baştan sonra Nevzat isyan ediyor. Ne dediğini duyamıyor bu teknolojik provalarda… Sonra Esra okuyor baştan sona, Nevzat birkaç araştırma konusu veriyor şiir özelinde. Daha sonra detaylardan bahsediyor ses ışık, sahnenin ritmi olabildiğince açıklamaya çalışıyor aklındakileri. Cemre okuyor baştan sona aynı şiiri. Arada fotoğraf çekiyor Nevzat, ekranın görüntüsünü almak geçen prova oldukça zorlamıştı bizi. Derken Müge tekrar okumaya başlıyor keskinlik anlamında örnek oluşturması için. Nevzat, mikrofonu kapalı unutmuş. Müge kesip tekrar başlayınca anlıyoruz. Sonra Esra ve Cemre okuyor.

Geçiyoruz Nevzat’ın bu oyunu yapma sebebi olan şiire baştan Müge başlıyor okumaya sonra kesiyor Esra devam ediyor ve sonra Cemre.  Okuduğumuz son iki şiir için kafasında oturması gereken şeyler olduğunu söylüyor Nevzat. Bir sonra ki şiir için konuşuyoruz. Fikirlerini söylüyor. Müge şiir üstüne çalışacak Ali aranjesini yapar. Bugünlük bu kadar diyoruz. Nevzat, detaylı bir değerlendirme yapıyor. Bir sonra ki prova için neler yapılmalı anlatıyor. Şu an müdahale etmediğini ve sebeplerini açıklıyor. Ezber yaparken tonlama ve vurguyla ezberlememizi sahnede birçok şeyin değişebileceğini anlatıyor. Çünkü burada müzik ve ritim tutturmak kolay değil. Okuduğumuz son iki şiirin üstüne birkaç önemli noktaya değiniyor. Belki sahnede ses asılı kalır…

Ne zamana oynarız, durum ne gösterir?

Yeniden aynı sorularla vedalaşıyoruz.

Beraber ayağa kalmak üzere…

Bugün aylar sonra teknolojik provaların ardından sahnedeydik. Yüz yüze olmanın ve tiyatronun canlılığının kıymetini hatırladık bir kez daha.

Yuvarlak masa etrafında kahvelerimiz ile beraber günün, dönemin zorluklarından arındık ve geçtik sahneye. Sohbet sırasında bunca zaman evlerde kaldığımız hareketsizlik biraz tedirgin etti bizi. Çünkü Esra’nın beden ısıtma çalışmaları her zaman zorlu olmuştur. Ama Esra kırmadı bizi, hamlanmış bedenlerimizi bir güzel ısıttı ve esnetti. Sadece bedenleri ısıtmak yetmez. Nevzat, ses ısıtma ve çalışmalarıyla aldı sazı eline; başladık sesleri, uyuyan diyaframları uyandırmaya. Ufak baş dönmeleri derken artık çalışmalara geçmeye hazırız.

Oyun boyunca birçok imgeden yararlanıyor olacağımız ve Arkadaş’ın şiirlerinin duygu yoğunluğu sebebiyle bizde var olan duyguların sese dönüşümünü incelememiz gerekti. Önce hep beraber seslerimizle bir uyumdan bozulmaya daha sonra o bozulmanın içinde yine bir uyum yakalamaya çalıştık.  Nevzat bizim başta var olan uyumumuzu bozmak için epey zorladı ama biz seslerin ahengine, çokluğun uyumuna kaptırmışız kendimizi. Daha sonra Nevzat hepimizden ayrı ayrı acının sesini duymak istedi.  Müge, Cemre, Esra, Selver, Ali ve Cansu hepimizden farklı farklı sesler çıktı. Seslerin nereden geldiği, bize ait olup olmadığı, yeni bir ses mi yoksa var olan sesler mi soruları üstüne konuştuk ve birkaç örnekle Nevzat konuyu daha derin bir noktaya taşıdı. Daha araştırılması, keşfedilmesi gereken çok ses var… Duygusal yoğunluğun fazla olduğu bu çalışmadan sonra ara verdik.

Ah Selver o çayı demlemeliydin… Kahve sohbetimizle beraber çıkan sesler üzerine konuşmalar ve komşularımız, arketiplerimiz ve yılan…

Aradan hemen sonra toplu bir doğaçlama ile sahnedeydik. Hiç içinizde yaşayan hayvanın asansörde kalma ihtimalini düşündünüz mü? Neyse ki bizim hayvanlarımız çok telaşlı çıkmadı ve asansörden sağlam çıktık. Şunu anladık ki Selver içindeki ceylanı bugün yok etmiş. J

Ardından Nevzat hepimize belli imajlar verdi ve tek tek sahneye çıktık. Esra; deniz, Cansu; rüzgâr, Cemre; kum tanesi, Müge; ağaç.  Daha sonra bu imajların hepsi aynı anda gün doğumunu gördü. İletişim kurmayı ritim yakalamayı etki etmeyi ve etkilenmeyi denedik.

Ali aldı gitarını eline, şarkımıza çalıştık. Ne güzelmiş bir arada şarkı söyleyebilmek… Provayı bir klasik ile bitirmek üzere her zamanki yere Zeytin’e gittik. Çay yok. Bugün çay niye yok?

Prova takvimi ve genel konular… Nasıl ilerlenecek, bir sonraki prova beklentileri derken Görkem katıldı bize. Hoş sohbet ve tatlı hatıra fotoğrafları ile provamız son buldu.

Biz sizi kucaklamaya hazırız. Peki siz?

 

NOT: Çay önemli, demlenmeli…

Herkes yavaş yavaş yuvarlak masanın etrafında yerlerini aldı. Çay demlendi. Yeni havalandırma takılmış meraklı gözler ile bakıldı ve sahneye çıkıldı. Beraber güzel bir ısınma ile başladık Ali’ye biraz ısınma ağır gelmiş olacak ki tamamlayamadı çalışmayı olsun yarın tamamlar.

Bedenlerimizi ısıttığımıza göre sesleri ısıtmanın zamanı ve Ali tekrar katıldı aramıza bizi tatlı tatlı incelerden peslere, peslerden kahkahalara sürükleyen ısınma yaptırdı. Daha sonra Ali gitarın başına geçti ve Nevzat gitarın doğaçlamasıyla beraber bizlerin de sesimizle denemeler ritimler yaparak doğaçlamaya katılmamızı istedi. Sesler konusunda biraz tutuk başlasak da yaratmaya çalışmanın yollarını arıyoruz.

Nevzat her zaman olduğu gibi bedenlerimizi özgürce hareket etmesinin yollarını deniyor. Farklı yöntemlerle arayışlar deniyoruz. Bu sefer hepimizin içinde bir renk seçmesini istedi. Bu renklerin hissettirdiği şeyler ile beraber hareket etmeye başladık. Renkler daha sonra Nevzat’ın yönelimiyle gökkuşağına dönüştü. Ah o gökkuşağı ile beraber birbirimizin ritmini anlamaya, o ritim ile beraber bir bütün olmaya başladık. Renkler arasında mor sarı ve yavruağzı vardı. Mor; Cemre ve Esra sarı; Selver ve Müge, yavruağzı; Cansu. Müge renk çalışmasının başında sarı renginin keskinliğiyle biraz sıkışıp kaldı ve sessizce aramızdan ayrıldı bu sırada Ali’de müziğin sesi ve çalış biçimini beyazla bütünleştirmişti. Gitarıyla beraber bizimle çalışmayı yapıyordu. Renklerin gökkuşağı olmasının hemen ardından, Nevzat dışardan verdiği başka bir yönelim ile bu renklerin bir orman olmasını söyledi. Gökkuşağı olarak birleşen bedenler yavaş yavaş sahne üzerinde yayılmaya başladı. Daha sonra yeni bir yönelim ve artık yağmur damlası bu güzelim renkler. Yağmur damlası sonrasında bir su birikintisi oldu. Hepimiz aynı ortaklık ile bir damla iken düşmeye ve yavaş yavaş bir araya toplanmıştık. Döngü bu ya birikinti sıcak bir havada yavaş yavaş buharlaşarak göğe karıştı. Tam o sırada Nevzat bir uyarı verdi sizler buhar olmayın sizden çıkan buharları seyredin. Herkesin rüzgârla salınan su birikintisinde huzurla çıkan o buharı hissettiğine, gördüğüne eminim.

Çalışmanın ve yavaş yavaş yakaladığımız uyumun üstüne konuştuk. Herkes hissettiklerinden bahsetti. Nevzat çalışmanın oyuna olan etkilerinden bahsetti ve hepimiz için biraz daha anlaşılır oldu neden bu çalışmaları yaptığımız. Oyunun içinde bize eşlik eden o kadar çok imge var ki. Hepsini tanımamız ve gündelik alışkanlıkların dışında kendimizdeki yeniyi aslında şimdiyi keşfetmek için araştırıyoruz.

“Gündelik alışkanlıkları sahneye koymak sadece taklit olur. Biz yeni şeyler arıyoruz.”

E tabi demlenip içemediğimiz çaylar vardı onları içmek için ara verdik. Afiyet olsun… Çay pek güzel… Demi iyice oturmuş. Bu sırada Ali ve Esra’nın gitar ve flüt sesi eşlik ediyor hoş sohbetimize. Tabi katılıyorlar sonra aramıza. Hadi bakalım yeterince dinlendik şimdi prova.

Ve şimdi herkes aklında bir imaj ile tek tek sahneye çıkıyor. Esra, İstanbul’un güzelliği ile sonradan ortaya çıkan acı yüzünü gösteriyor. Çalışması bitince biraz sinirli bu duruma.  Nevzat, biraz daha belirgin imajlar olsun diyor. Cansu çıkıyor sahneye Efes Harabeleri ile. Müge cennet mağaralarını anlatıyor. Küçükken gitmiş çok güzelmiş. Cemre, Çin Seddi oluyor. Selver, tohumdan doğan papatya ve ezilerek ölüyor. Daha çok et yiyen çiçeğe benzetiyor ve gülüşüyoruz.

Bütün bu çalışmaların oyunu çalışacağımız yönteme hazırlık olduğunu söylüyor Nevzat. Bir sonraki çalışma metnin içinden bir imge. Gece. Hepimiz sahnedeyiz önce herkes kendinde arıyor ve yavaş yavaş iletişim doğuyor. Bir süre devam ediyoruz çalışmaya. Daha çok kaotik bir hava bürüyor etrafı. Çalışma bitimde üstüne konuşurken herkes coşku ile hissettiklerini ne düşündüklerini anlatıyor. Nevzat; gece korkar mısınız, niye korkarız soruları soruyor. DİKKAT! YILAN ÇIKABİLİR. Üstüne düşünüp konuşuyoruz. Yeni imge bir diğer şiirden. Gölge. Herkesin gölge çalışmasında hissettiği şey ortak. Boşluk. Kof. Çalışma birbirini sürükleyen, takip eden bedenler ile dolu. Güzel ve etkileyici bir çalışma oldu. Ali çalışmalara gitarıyla eşlik ediyor. Çalışma sonunda Nevzat bize bu imgelerin arayışında nerelere varabileceğimizi göstermek için detaylıca anlatıyor. Mesela; gölge imgesi kimliksizlik kavramına ne kadar yakındı.

“Herkes merdiveni düz çıkar. Sen sahnede ters çıkmayı dene.”

Son çaylar…

Yarının provası için konuşmalar, Esra ve Cemre’nin anlattıkları. Selver’in yemek telaşı, ah şu opera ve bale, tiyatro derken günü tamamlayıp yarın görüşmek üzere ayrılıyoruz.

Önce çayımızı demleyip sonra sahnemizi temizleyerek başladık bugüne. Yeni havalandırma baya güçlüymüş, biz çaylarımızı içene kadar zemin kurumuştu.

E her şey hazır olduğuna göre artık ısınarak provaya başlayabiliriz. Isınmanın hemen ardından Nevzat oyunun biçimi ve detayları üzerine bizimle bir konuşma yapıyor. İmge ve imajların bize katkılarını hatırlattı. Mevsim doğaçlamasıyla başladık çalışmaya. Hepimize birer mevsim verdi, Müge; ilkbahar, Cansu; yaz, Cemre; sonbahar, Esra; kış. Başlangıç olarak teker teker sahnede bu imgelerin bedenlerimizden tek bir noktadan çıkışıyla deneyimledik. Daha sonra Nevzat, tüm mevsimleri sahneye çıkardı. Bu çalışma bizler için uyumlanmak konusunda biraz zorluydu fakat çalışma bittiğinde Nevzat, bazen uyumsuzlukların bile kendi içinde bir ritmi olduğunu ve bir güzelliği olduğunu anlattı. Herkes kendine yakın olan mevsim ile daha uyumlu hareket ederken, birbirine uzak mevsimlerle bir araya geldiğimiz zaman uyumun ve bedenimizde kullandığımız kısımların kaybolduğunu gördük. Çalışmanın bitiminde yaptığımız değerlendirmede imgeleri deneyimlerken çoğumuzun imajlardan yararlandığını gördük.

Metin üstünde yapacağımız çalışma öncesi bir dinlenme. Biraz çay, biraz sohbet. Dinlenme süresince boş durmuyoruz. Hala metni düşünüyoruz. Birkaç doküman paylaşımı ve hazırız. Oturuyoruz reji masasının başına. İlk şiir ile başlıyoruz. Ellerimizde metinlerimiz şarkıyı çalışıyoruz. Ton üstüne değişikliğe gitmeye karar verdik. Esra ve Ali, Müge ve Cemre’ye çift ses olarak eşlik edecek onu deniyoruz. Şimdi baştan sona ilk şiir, Nevzat çalışma anında bizlere bazı önerilerde bulunuyor. Heyecanımız ve enerjimiz bizi ayağa kaldırdı. Madem ayağa kalktık artık diyor Nevzat, o zaman ilk reji notlarını alalım. Cemre, Esra, Müge denemeye başlıyor. Bazı yönelimler veriyor Nevzat. Cansu elinde kâğıt kalemi ilk reji notlarını yazıyor. Tekrar tekrar deniyoruz.

Sıra ikinci şiire geliyor. Ali ve Esra hazır, dinliyoruz müziği bazı kararlar ve değişiklikler yapıyoruz müzik ile ilgili. Hazırız okumaya.  Nevzat aralara ritim deniyor. Tekrar okuyoruz. Biraz müziğe izin vermemizi söylüyor. Birbirinizi hissedin, duyguyu yükseltmek ve seyirciye geçirebilmek önemli. Hepimizin birbiriyle bir uyumu olacak. Müzik üstüne şiir okumuyor da sanki bir şey anlatıyoruz. Tekrar tekrar alıyoruz şiiri.

Yeni prova için yapılması gereken hazırlıklar, yeni prova takvimi derken bitiriyoruz provayı.

Heyecanımız giderek artıyor. Görüşmek üzere…

Çayımızı demledik, sahnemizi temizledik, biraz nefeslenip, Müge, Esra ve Selver geçiyoruz hızlı bir beden ısınmasına. Cansu memleketi Kuşadası’nda bu aralar. Yakında dönecek. Bedenlerimizi ısıttık. Seslerimizi ısıtmakta sıra. Müge ile beraber ısıtmaya başlıyoruz. Biz sesimizi ısıtırken Selver yok oluyor bir anda. Sesler hazır olduğuna göre alıyoruz elimize metni, geçiyoruz masanın başına. Birinci şiir ile başlıyoruz. İkinci şiire geçiyoruz. Bazı yerlerinde ritim denemeleri yapıyor Nevzat. Ali gitarda eslerler yeni renkler derken müziğin yeni yeni renkleri çıkıyor ortaya. Ah bir bass gitarımız olsa daha neler neler çıkarırız sahnede. Onunda bir çözümüne bakıyoruz. Tekrar başa dönüyoruz. İyice içimize işliyor müzik ve şiir.  Ama yetmiyor daha fazlasını arıyoruz, şiiri anlatmak ve istediğimizi güçlendirmek için. Abdullah’tan bahsetmiştik önceden tanışmamız bugün gerçekleşti. Gerçek adı bu olmasa da bizim için adı bu J. Abdullah gerçekten gümbür gümbür bir enstrüman. Sesini ve görüntüsünü hiç böyle hayal etmemiştik. Eminim sizlerde duyunca şaşıracaksınız. İkinci şiirin renkleri iyice ortaya çıkıyor yeni yeni şeyler eklemleniyor. Sesler, ritimler… Yazın bu ritmi, unutmayalım. Abdullah bir esriklik istiyor yoksa bizim ile alakası yok. Abdullah isteyince biraz ışık konuşuyoruz üstüne. Biraz karanlık sever kendisi.

Ara veriyoruz. Aslında ara dediğimize bakmayın dinlenirken bile şiirler, müzik çay sohbetimize eşlik ediyor. Çaylardan son yudumu alıp geçiyoruz masanın başına, ikinci şiiri tekrar ediyoruz son haliyle ve artık üçüncü şiirdeyiz. Ali, müziği hatırlıyor. Gölgelerden neler çıkartabiliriz ona bakılacak.

Artık dördüncü şiirdeyiz. Müge başlıyor okumaya. İlk okumanın sonunda Cemre, şiirin incelemesini okuyor. Esra, dans için notlar alıyor ve tekrar baştan. Bu sefer, Nevzat şiirin esleri ile müziğin asılı kaldığı anın yarattığı etkiyi artırmak için tıpkı bir maestro gibi ilerletiyor çalışmayı. Esra’ya birkaç tema ve imge veriyor. Nasıl bir şey istediğini detaylıca anlatıyor. Tıpkı yeni doğmuş bir tay gibi.  Tekrar baştan sona bir daha alıyoruz şiiri.

Yepyeni bir şarkı ile tanışıyoruz. Enerjisi o kadar keyifli ki, Ali harika bir iş çıkarmış. Şiirin sözleri öyle derinlikli sözler ki şuan, belki tam da bugün, o rüzgarın yönü değişsin istiyoruz. Şarkıyı iyice çalışıyoruz. Resitatif kısımlarını paylaştırıyor Nevzat. Ali detaylı bir şekilde öğretiyor şarkıyı. Bir kısmı henüz tamamlanmamış olduğu için Ali’ye müsaade ediyoruz ve çıkıyoruz. Bestelenmiş şarkının kalan kısmını bitirirken, biz dilimize dolanmış nakaratıyla çaylarımızı yudumluyoruz. Ali işinde epey hızlı daha biz çayın yarısını görmeden hazırdı. O da dinleniyor biraz ve kalan kısmı öğrenerek devam ediyoruz provaya.  Detaylar ekliyor üstüne Nevzat.  Baştan sona söyleyip kayıt alıyoruz. Herkes kendi başına evde çalışmaya devam edebilsin. Oyunun ilerleyen kısmında var olan bir şarkıyı söylüyor Ali. E yarın bu kadar ilerlemişken bir hatırlatma yapıp ayaklanırız o zaman.

Sizce değişir mi rüzgarın yönü?

Herkes oyuncağı ile gelmiş bugün, Selver flütünü getirmiş, Nevzat zilini. Esra’nın ve Ali’nin oyuncakları zaten yanında.

Çayı gelir gelmez fişe takalım, önemli. Çay demlene dursun, Selver geldiği gibi gidiyor trampeti almaya. Esra, Müge ve Cemre hazırlanıyor ve başlıyoruz sesleri ısıtarak. Ardından hemen bir ses doğaçlaması yapıyoruz. Ali gitar ile doğaçlıyor biz seslerimizle. Nevzat bir imge veriyor. Bu sefer ki imgemiz gece. Ve hazırız. Dün çalıştığımız kısma kadar baştan sona akıttık. Son çalıştığımız şarkı bizi oyunun finali konusunda heyecanlandırıyor. Oysa daha çok başındayız. Bu heyecanla ayağa kalkamadan önce bir ara veriyoruz. Mis gibi çay kokusu. Çay güzel demlenmiş. Dün prova sonrası çay sohbetimizde kek konuşmuştuk. Kek üzümlü mü kakaolu mu olsa derken, Cemre yapmış kakaolu keki oh mis. Zaten kim sever üzümlü keki 🙂 E zaten oyunun sonunu konuşurken vermiştik arayı. Sohbetimize oyunun sonu nasıl olmalı, seyirci nasıl bir enerjiyle çıkmalı kapıdan soruları üstüne devam etti.

Dinlenmemiz bittiğine göre artık sahne üzerinde başlayabiliriz ilk denemelere. Fakat gitar ve flüt arasında bir detay halledilmesi gerekiyor. Esra ve Ali hemen hallediyorlar. Artık hazırız. Zaten birinci şiir için bir kere ayaklanmıştık. Hemen başlıyoruz onunla. Ve Selver elinde trampet ile girdi içeri. Bir kez daha aldık zil ve trampet ile.

İkinci şiire başlıyoruz, Nevzat yavaş yavaş kafasındakileri bizlere anlatıyor. Hareket planı çıkmaya başlıyor. Belli bir bölüme kadar ilerleyip tekrar baştan alıyoruz. Şiirin esrik kısmı için Esra ve Cemre’de geçiyor. Nevzat, ritim neydi, bu olmadı, düm tek mi düm teka mı, hangisi olsa?  Neyse ki sonunda bir karara vardık. Bu sefer bu enstürman olmadı bunu dene yok yok sesi güzel olmadı derken nihai bir karara vardık ama denemeye devam edeceğiz. Gitar sesi az geliyor. Pil bitti. Ali bir koşu pil almaya gidiyor. Ufak bir ara, pil gelene kadar. Nevzat yeni ritimler deniyor bu sırada. Ali geldiği gibi tekrar alıyoruz. Fakat ritim bu sefer biraz hızlı kalıyor. Yeni bir ritim deniyoruz. Karar vereceğiz merak etmeyin daha başındayız. Bu kısmı bitirip şiirin devamına bakıyoruz. Parçalar birazdan bütün oluyor. Tüm bu çalışmaların üstüne duygular, doğaçlar, imgeler gelecek. Metaforlar üstüne çalışmalıyız. Yola yeni başladık üstüne çok çok çalışılacak. Ama heyecanlı bir bütün ortaya çıkacak belli. İkinci şiiri baştan sona aldıktan sonra tekrar birinci şiire dönüyoruz. O ara ne olduysa şarkı kısmının ritmi bir an için düştü. Ama sonra hemen toplandı. Cemre, Esra ve Müge için komik bir an oldu. Şarkı başka bir havaya büründü. Şiir bittikten sonra Nevzat, birinci kısım için oyunculara iletişimi ve samimiyeti güçlendirmek gerektiğini söyledi. Daha yeni yeni ayaklanıyoruz. En güzeli alışırken güzel keşiflere çıkıyoruz. Provayı bitirirken, Nevzat ve Ali yine ritim üstüne çalışıyor. Ama bu sefer video var. Bu değil ya da neydi gibi bir sorun olmayacak. Finali kahve ve kek ile yapıyoruz.

Yarın bizi neler bekliyor bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey biz yarın prova yapıyoruz.

 

NOT: MAKARNA SALATASI YOK SELVER.

Oyuncu olmasan ne olurdun? Esra bu soru ile provaya başlayana kadar biraz düşüncelere itiyor bizi. Ama kimse pek bir şey düşünmemiş. Günün enerjisini üstümüzden attıktan sonra provaya geçiyoruz. İlk iki şiiri sahnede alıyoruz. İkinci şiirin coşkulu kısmında yeniden yeni ritimler yeni enstrümanlar deniyoruz. Abdullah aramızdan ayrılıyor. Yerine trampet giriyor.

Bu provada birkaç misafirimiz var ufak bir ara veriyoruz. Devamında Ali ve Esra ikinci şiirin melodisini geliştiriyorlar ve hepimiz dinliyoruz. Hazır melodi tamamlanmışken şimdi üçüncü şiire geçiyoruz. Işık denemesiyle beraber sahne üstünde reji denemeleri yapıyoruz. Baştan sona ne yapacağımızı bilerek tekrar alıyoruz. Biraz yaptığımızı hatırlama gibi oluyor. Üçüncü tekrarı alırken Selver, reji notlarını yazıyor. Dördüncü şiire geçiyoruz biraz ışık denemesi ve doğaçlama ile ilerliyoruz. Hemen ardından gelen şiirin müziği için Ali’ye, fikrinden bahsediyor Nevzat. Ve provayı bitirip sahnemizi temizleyip bir sonra ki provaya hazır hale getirip çıkıyoruz.

Bir yerde oturup hem yeni bir fikir üstüne konuşuyoruz hem de prova takvimimizi yapıyoruz. Haftaya görüşürüz…

Bugün Ali’nin dersi var. O gelene kadar biz altıncı şiiri derken yedinci şiiri okuyoruz ve Ali geliyor. Altıncı şiirin müziğini dinliyoruz. Nevzat şiiri okumamız için bölüyor ve bizlerle ses, soluk buluyor şiir. Ardından biçim ve müzik üstüne konuşuyoruz. Konuştuklarımızı denemek için en baştan okuyoruz. Bazı şeyler belirsiz olsa da zamanla dengesini bulacak. Flütü duyduğumuz zaman bazı detaylar netlik kazanacak.

Müzik havada asılı kalsın diyerek ara verdik provaya. Arayı çok uzun tutmadan baştan geldiğimiz yere kadar bir akış alıyoruz. Üçüncü şiirin devinimi yüksek ve karmaşık olduğu için tekrar tekrar alıyoruz. Geldiğimiz yere kadar akışı tamamladıktan sonra tekrar müzik için altıncı şiiri ve yedinci şiiri okuyoruz. Büyük bir içtenlik ve keyifle şarkının vokal çalışmalarını yapıyoruz…

“Gök dolabilir içeri”  diyerek provayı bitirmek de başka bir tat bırakıyor…

Hızlı bir başlangıç yaptık bugün. Ali, Esra’ya flüt notalarını getirmiş. Flüt sesi ile giriyoruz provaya. Bugün geldiğimiz yere kadar akış alıp, süre tutmaya karar verdik. Ekleme ya da çıkarma olabilir göreceğiz. İskeleti görmek lazım. Misafirimiz var. Görkem geldi. Daha sonra Volkan abi. Seyircili ilk deneme 🙂  Akışı aldık, süremizi tuttuk. Cansu notları okuyor. Ufak eklemeler ve düzeltmeler. Şarkıların üstünde ton değişikliği ile tekrar alarak küçük bir ara veriyoruz.

Esra ile Cemre, bugün ıslak kurabiye ve zeytinli açma yapmış. Çay ile beraber şen sohbet, oyun üstüne konuşmalar, ilk misafirlerimizin tepkisi vs. derken konu bir an için İzmir’e geldi. 🙂   Misafirlerimizi yolcu eder etmez geçiyoruz sahneye, yedinci şiirin girişini çalışıyoruz tekrar tekrar. Bölümlere ayrılmış şiir. Nevzat dağıtıyor. Tekrar tekrar okuyoruz. Ali şiire en uygun müziği yakalayabilmek için arayış içerisinde doğaçlayarak müzik yaratma çabası içerisinde. Giriş kısmını çalışıyoruz yeniden. Hepimize ayrı ayrı dokunuyor bu şiir. En yakın zamanda size ulaşsın istiyoruz. Bu şiir için aklında olan sahnelemeden bahsediyor Nevzat. Tadına doyamıyoruz ve son tekrarımızı alıyoruz. Hemen sonrası yeterli bir doygunluğa ulaştığı için bitiriyoruz provayı. Ali’nin aklı bir yere takıldı. Onun üstüne çalışmak istiyor. Yarın ki provanın planlamasını yapıyoruz. Ali ve parmakları…

-sonra o gün parmaklar ölür?

-işte o gün her şey ölür… Gerisi sahnede.. 🙂

Esra, Ali, flüt ve metronom çalışması ile başladık bugün. Cemre, Esra ve Müge ısınırken, Selver bir yandan asetat ile uğraşıyor, Cansu video çekiyor, Nevzat ve Ali yedinci şiir müziğinin detaylarını konuşuyor. Daha sonra dün karar verdiğimiz gibi ikinci şiir ile başladık çalışmaya. Tempo ve tuşe üstüne çalıştık. İlk prova akışında müzikle ilgili Ali’nin içine sinmeyen yerleri tespit edip, ikinci tekrarımızda onları geliştirdik. O ruhu esrik olan ritmi tekrar tekrar çalıştık. Cansu video kaydını aldı, bu sefer tamam galiba. Diğer şiire geçmeden önce biraz ara verdik. Bu şiirin müziğini ilk defa tüm kıtalarıyla ve ayakta prova edeceğiz. Temposu ve enerjisi diğerlerine göre daha yüksek, o yüzden bu arayı vermek iyi oldu.

Sahneye geçtiğimiz zaman Ali, Esra, Nevzat müzik için bir yandan uğraşırken, Müge ve Cemre de denemeler yapıyor. Birçok kez alıyoruz. Takılmadan sanki akmaya başladı. Harika… Nevzat finali ve diğer sahneye geçişi bağlayacak olan rejiyi anlatıyor, deniyoruz.

Rejinin bir yerinde Cemre ve Müge ellerini Esra’ya uzatıyor. Esra gelse daha iyi olurdu ama müzikle oyun arasında kafası müziği düşünmekten o kadar çok dalgındı ki, kendi kalkıp yürüyeceğine elindeki kalemi uzatıyor bize. Gülüşmeler… Çalışmaya devam. Yeni şiire geçiyoruz. Reji ve biçimi üstüne açıklama yapıyor Nevzat. Şarkı kısmı tamam. Ama bunun ritminin, anlaşılırlığının önemini vurguluyor bize. Siz seyirciyi yakalamalısınız diyor. Bir es’in bile önemi büyük.

Dün akış halindeyken tuttuğumuz süre üstüne birkaç değişiklik söz konusu. Şiirleri okuyoruz.  Birkaç karara varıldı.

Yoksa müziğimizin içine yeni bir ruh mu geliyor?

Provayı bir sonraki haftanın programını yapıp bitiriyoruz. Sahnemizi pazartesiye hazırlayıp çıkıyoruz.

NOT: Esra ve Cemre şu saklama kaplarını boş getirmiş, Keşke dolu gelse.

.

Başa dön tuşu
Kapalı